CT İstanbul Avrupa Yakası Üyesi
Status
Offline
2. GÜN
İkinci günkü planımız Park Güell’i ziyaret etmekti. Bunun için Torre Agbar binasının hemen ünüdeki Badajoz-Av Diagonal adlı otobüs durağından 192 numaralı otobüse bindik ve Park Güell’in hemen önünde indik. Yolculuk yaklaşık 30 dakika sürdü. Park Güell’e giriş için once bilet sırasına girmeniz gerekiyor. Bilet sırasındayken yanınıza bir rehber geliyor ve eğer rehber hizmeti isterseniz beklemeyeceğinizi söylüyor. Beklemekten kastım şu; aşağıda biletin üzerinde de göreceğiniz üzere saatler var (bizimkisinde 15:00 – 15:30 yazıyor) parkın içine ziyaretçileri gruplar halinde alıyorlar. Parkın içinden kastım asıl görülmesi gereken yer. Bilet 8 euro kişi başı ama rehber alırsanız 15 euro ödüyorsunuz. Biz rehber almadık. Asıl görülmesi gereken yere girmemize de 1,5 saat vardı. Biletin yanında ufak bir harita gibi birşey bir de rehber veriyorlar. Park Güell yine ünlü mimar Gaudi’nin yapıtlarını içeren bir park. Seramik parçalarından oluşturulmuş ilginç yapılar ve oturma grupları var.


Burası İçinde ağaçlar ve yeşillikler bulunan kocaman bir park. Biz saatimiz gelene kadar parkın içinde dolaştık. Café’de oturup Cerveza içtik. Yukarılara kadar çıktık. En üste çıkarsanız tüm barcelona’yı fotoğraflayabileceğiniz bir yere geliyorsunuz.

Park Güell dönüşü istikametimiz Barcelona’nın stadı olan Nou Camp’dı.. Önce park güell’den çıktıktan sonra yürüyerek Yeşil L3 hattı olan Lesseps metro durağına geldik. (Park Güell’e gelirken metroyu kullanmak isterseniz yine bu yeşil L3 hattına binip Lesseps durağında inin. Park Güell yürüyerek 10dk mesafede). Nou Camp için İneceğiniz durak Palau Reial.. Duraktan çıkınca solda aşağı inen bir cadde var. Camp Nou tam karşınızda göreceksiniz.
Stadın bulunduğu bölgede birkaç bar ve restoran mevcut. Aynı zamanda yine Real Madrid’de olduğu gibi Offical Store da var. Mağaza 3 katlı. Giriş ve bir alt katında Barcelona’ya ait ürünler varken, en üst katında nike ürünleri bulabilirsiniz. Ayrıca Barcelona – Paris Saint Germen Maçı dolayısıyla rakip takıma ait ürünler de mevcuttu. Fiyatlar yine Madrid’deki ile aynıydı.





Nou Camp civarında da fotoğraf çekip biraz dolaştıktan sonra Barcelona’nın simgelerinden Sagrada Familya’yı görmek için yola koyulduk. Tekrar yokuş yukarı çıkıp Palau Reial metro durağına ulaştık. Buradan once Passeig de Gràcia metro durağına, oradan da Mor renkli L2 hattına aktarma yaparak aynı ismi taşıyan Sagrada Família durağında indik. İçeri giriş standart ziyaret için 15 euro. Bir de bunun terasına çıkmak için olanı var, o da 22 euro. Benden size tavsiye, boşuna 15 euro verip içeri girmeyin. Hiç bir şey yok. Bu arada biz barcelona’da ve madrid’de olduğumuz sure boyunca gezilmesi ve ziyaret edilmesi gereken tüm yerlerde hiç sıra beklemedik. Sanırım tam gidilmesi gereken bir zamanda gitmiştik. Üstelik yine bu süre içinde hiç türk’e rastlamadık.
Kısaca Sagrada Familia’dan bahsedeyim. Mimarı yine bildiğiniz Gaudi.. Adama zamanında tüm barcelona’yı vermişler al ne yapıyorsan yap demişler ama ömrü vefa etmemiş. 1926 yılında bir tramvayın altında kalarak ölmesi sonucu yarım kalan bir bazilika burası. O öldükten kısa bir sure sonra ispanya’da iç savaş çıkıyor ve iç savaş esnasında bu bazilika hem hasar görüyor, hem de planları çalınıyor. Savaş bittikten sonra planların bir kısmı tekrar bulunuyor ve modelleme yapılarak inşaatına devam edilmek istense de bir sure sonra parasızlıktan yapımı yarım kalıyor. Alt katındaki müzede gaudi’nin yaptığı ilk planları görebilirsiniz. Bu bazilikanın yapımı bağışlarla sürdürüldüğü söyleniyor ve yetkililer bu yapının 100. Yılı olan 2026’da bitirileceğini söylüyorlar. Tabi yerseniz. Neden böyle dedim hemen anlatayım. Bu bazilikanın tamamlanabilmesi için yılda ortalama 2 milyon euro bağış toplanıyormuş. Yılda yine 2 milyona yakın ziyaretçi geliyormuş, bud a 15 euro’dan yapar 30 milyon euro + 2 milyon da bağış gelir dedik. Eder mi 32 milyon euro sadece 1 yılda. Neden bitirsinler ki inşaatı?








çıktığımızda hava kararmak üzereydi ve inanılmaz derecede yorgunduk. Hemen kendimizi Hard Rock Café Barcelona’ya attık. İçeriye insanların kılığına bakarak alıyorlar. Kapıda izmandut gibi bir görevli var. Bize şöyle bir baktıktan sonra nereli olduğumuzu sordu. Ben de “ sence nereliye benziyoruz?” diye sordum. Gülümsedi.. Kanada, İtalya, İngiltere dedi. Ben de bastım kahkahayı Türk olduğumuzu söyledim. İspanyolca birşeyler söyledi. Zaten tüm akdeniz ülkesi vatandaşlarında olduğu gibi ispanyollar da ingilzce bilmiyor. Sonra gülümseyerek bizi içeri davet etti. Biz bar sandalyelerine oturduk. Çok geçmeden yanımıza hollandalı iki arkadaş geldi. Onlarla tanıştık. Yine biraz zaman geçtikten sonra avusturya’lı iki arkadaş geldi yanımıza. Bir sonraki gün oynanacak olan Barcelona – Valencia maçına 8 tane bilet varmış ellerinde. Tanesini 150 euro’dan satmak istedi. Biz almadık ancak muhabbeti koyulaştırdık, beraber fotoğraf çektirdik ve facebook’larımızı aldık. Kafayı bulunca kendimizi otele attık ve günü bitirdik.
3'üncü ve 4'üncü günleri bir sonraki yazımda paylaşacağım.
Canon EOS 7D | Canon EF S 15-85mm f/3.5-5.6 IS USM | Lexar 16gb 400X Professional UDMA CF Card | CULLMAN Magnesit 519 CW25 Tripod | Hoya 77mm UV | Tiffen 77mm CPL | Diesel Rush Hour |