Bilmek gerekiyor. Öğrenmek ve sinema hakkında yorum yapmadan önce araştırmak gerekiyor.
Film çekmek isteyenlerin en hatalı tavrı, ilk filmim harika olmalı tavrıdır. Fakat bu türden bir mükemmelliyetçilik psikanalitik olarak incelenmesi gereken bir zaaftır. Şunu hep söylerim; çok kötü film çekmiş biri, hiç çekmemişten daha öndedir. Fakat bu film çekmemiş kitle, sürekli ilerdeki film projesinden bahsedip ne kadar iyi bir şey olacağından söz eder. E haklılar, en iyi film henüz çekilmemiş filmdir.
Kısa film festivallerindeki konuşmalarımda ve verdiğim derslerde bu tip konulara fazlasıyla temas etmeye özen gösteriyorum. Fakat en iyi olma çabası birçok insanda her şeyi başlamadan bitiriyor. Öğrencilerim genelde ilk filmlerini çekecekleri zaman beni sette yardımcı olmam için çağırırlar. Çünkü amaç ilk çekimde mükemmelliktir. Fakat setlerine gidip yardım edersem ne yapmaları gerektiğini çok iyi öğreneceklerini bilirler ama onlara lazım olan ne yapmamaları gerektiğini iyi kavramak. Bu da çok kötü filmler çekerek olur. Çekin, daha kötü çekin, ondan daha kötü çekmeye çalışın. Bir, iki, üç.. Bir bakacaksınız ki isteseniz de istemeseniz de iyi filmler çekmeye başlayacaksınız. Tıpkı her sanat dalındaki yükseliş gibi.
Üniversitede sinema okudum, yüksek lisansım da sinema üzerineydi. Sanırım bu şekilde gidecek. Çok kötü filmler çektim. İzledim, izlettirdim, utandım, eleştirildim fakat geliştiğimi de hissettim. Bu tartışmalar o yıllarda daha ateşliydi. Ben de 2009 yılında sadece bir Canon handycam ile sizin o eleştirdiğiniz bütün hataları kullanarak (Kameranın mikrofonu, sarsıntı vb. ) bir kısa film çektim. Türkiyedeki ve dünyadaki birçok festivali dolaştı ve 7 ödül kazandı. Bana da gelen ödüllerden 20.000 liranın üzerinde para kazandırmıştı. Buradan çıkaracağımız sonuç; sinematografi, sinema dilinin ve yönetmen üslubunun yanında neredeyse hiçbir şeydir.