Yılgınlık değil ama bıkkınlığa düştüm. Üniv. zamanlarında Düğünlerde çekim yaptım ve o dönemin 6-8 ay arası tek kare kendim için fotoğraf çekmedim. Cep telefonu kamerası dahil. Aradaki bağları gevşek bıraktım bir süreliğine. İyi de oldu. Yavaşlamam gerektiğini düşündürdü. Filmliye o sıralarda rastladım. Beni yavaşlatmadan kararında ilerlememi sağladı. Hala birçok kişiden çok az fotoğraf çektiğimi düşünüyorum. Başkalarının fotoğrafları ile karşılaştırdığımda kendi fotoğraflarımı beğeniyorum. Ama iş sadece kendi fotoğraflarıma bakmaya geldiğinde hala hatalarımı, eksiklerimi, ve bu sebeple beğenmememi gerektiren her şeyi gözler önüne seriyor. Kendi çektiğim fotoğrafların büyük bölümünü beğenmiyorum. Hep daha iyisini istiyorum.

Analog makinede de farklı bir hayat bulduğum için fotoğrafın dokusunu seviyorum. Çektiklerimi ve kadraja dahil olanları değil...

Beni motive eden arkadaşlarım, hayattan aldığım zevk, Yeni keşifler vs.vs.
Deklanşöre basmayı, perde sesini, film takıp değiştirmeyi, arkadaşlarla muhabbeti, makarayı gırgırı, çok seviyorum.
İçimdeki fotoğraf coşkusu olan bir çocuk var ve tahminim ölene kadar o gitmeyecek.