-
14 Mart Tıp Bayramı
Belli bir yaşa gelince insan önemli günlerde hatırlanmak istiyor galiba :)
Şaka şaka. Zaten hekimlerin çok büyük bir çoğunluğunun dahi aklına gelmiyor artık, 14 Mart. Bir kaç ilde, bir kaç salonu dolduracak kadar meslektaşımız kutluyorlar.
14 Mart ı bayram değil de anma günü olarak yaşamamızın günümüzde çok önemli, hekim olmayan insanları da yakından ilgilendiren nedenleri var.
Günümüzde çok başarılı addedilen, çok öğünülen "sağlıkta dönüşüm" denen olgu aslında bir Dünya Bankası projesidir. Bir çok ülkede denenmiş, sonuçları nedeniyle terk edilmiş bir projedir. En son Obama seçimi kaybedeceğini anlayınca bu projeyi (Managed Health Care) değiştirip o sılarar adına Obamacare denen bir projeyi bunun yerine koydular da paçayı zor kurtardı.
Hepimiz vergilerimizi, başta temel sosyal devlet görevleri olan sağlık-eğitim-güvenlik olmak üzere, sosyal devlet olmanın gereklerini (Anayasamız böyle) düzenli ve kaliteli olması amacıyla ödüyoruz.
Bu projeden önce devlet, o dönem hükümetleri vermekle yükümlü oldukları sağlık hizmetini ve onun gerektirdiği alt yapıyı layıkıyla yerine getirmeyip bunu hekimlerin ekstra zamanlarına ve alt yapılarına (muayenehane) bırakmışlardı. Bu düzenin zaten sürdürülebilirliği yoktu. Ama zannedildiğinin aksine o dönemin de mağdurları sadece hastalar değil, aynı zamanda hekimlerdi. Çok önemli bir kısmı devlet memuru özlük hakları ile yetinirken oldukça az ancak popüler bir kesim mesailerini ikiye katlayarak çok paralar kazandılar ama çocuklarını, yüzlerini görmeden büyütmek durumunda kaldılar. Hekimler, diğer tüm diğer meslek gruplarına göre ortalama ömrü en kısa olan meslek grubudur!
Managed Health Care bir finans kuruluşu projesi olduğu için ve bu kuruluş dünya görüşü olarak global -kapitalizmi temsil ettiği için amacı, KAR ETMEKTİR!
Kar etmenin nesi var, zarar mı etsinler diyebilirsiniz. Ben de size sorarım bir kol kırığından, ya da bir kalp ameliyatından, ya da bir doğumdan nasıl kar edebilirim?
Kar etmekte yetmiyor. Sene sonu bilançolar çıkınca yeni ticari! yıl başlıyor. Bu kez önceden kar ettiğinizin üzerine bir şeyler koymazsanız rölatif olarak zararda görünüyorsunuz ve kapı önüne konuyorsunuz! İşte performans sisteminin özü bu. Bu sistemde insan sağlığı, bildiğiniz meta!
O zaman sizin, sizin çocuklarınızın, annenizin babanızın canı, kanı üzerinden kar etmem gerekiyor. Ne kadar kar, o kadar başarı!
Haa, işte bu durum Hipokrat yeminine aykırı olan kısmı. Biz şu anda bir SUÇ İŞLİYORUZ! Suç topluca işlendiğinde suç olmaktan çıkmış mı oluyor? Olmadığı şuradan belli, 2013 yılında hekimlere karşı 13 bin, yani ayda binden fazla darp olayı yaşandı.
İşte bu ruh haliyle çalışan hekimler, neyi kutlasınlar? Anmak yetiyor.
-
Affınıza sığınarak Tıp bayramı tüm sağlık çalışanları tarafından kutlanmaya çalışılır diye düzelteyim Atalay bey :)
Bende sağlık çalışanıyım Nükleer Tıp Teknikeriyim, aynı sorunlar bizde de malesef mevcut.Öndece 5 saat olan çalışma saatimiz yüce padişahımızın bizim az radyasyon aldığımızı düşündüğü! için 7 saate çıktı,(heketmiyormuşuz)
Üzerine yıpranma payımız da %35 oranında azlttı daha önce 30gün 32A, 15gün 1A dan yatan prim şimdi 20 ye 10 oldu vs vs..
Neyse ki hastanemiz bugün bize özel yemek yaptı da sevindik, ta ki karşıdaki hastanenin çatısında personeline Mangal yaptığını görene kadar :)
1 - 2 - 3 'Tıp' Bayramımız kutlu olsun..
-
Ben de kutluyorum, sevgiyle kucaklıyorum. Hele ki benim branşımda yalnız hiç bir şey yapamam. Hekimleri anlatmamın nedeni, en çok dayağı biz yiyor olmamız :)
-
Tüm sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı kutlu olsun. Atalay Ağabey ve Altan Bey zaten dertlerinin ufak bir kısmını anlatmış. Sizlere de kolay gelsin.
-
Dur daha bitmedi Levent, teşekkürler gene de :)
Bir vurguyu yeterince net yapamamış olabilirim. Devletin asli görevi olan sağlık hizmetini yerine getirmesi için zaten vergi veriyoruz; yetmiyor, sigorta primi de veriyoruz; o da yetmiyor, cebimizden muayene, tetkik, ilaç farkı ödüyoruz. Yani sürdürülebilirlik kazanımları fazlasıyla var.
Vurgulamak istediğim ise günümüzde uygulanan sistem, kar etmeyi amaç edinmiş durumda. Gereksinimlerin karşılanması değil de, amaç kar olunca bunun sonu yok!
Bir de ilave yapayım, verilen otelcilik hizmeti ya da zincir hastane modellerinin gene finansal gereklilikleri, amaçları var.
Sistem bir kez temel konuyu kar etme amaçlı görünce ister istemez finans kuralları çalışmaya başlıyor.
Devlet te (hükümet) bu durumdan geri kalmadı.
Dünya Bankasının tarif ettiği ve önerdiği şekilde, kafaları karıştırmak üzere terminoloji dahi değiştirildi.
İki temel alt yapı projesi yürütülüyor:
1. Kamu Hastaneleri projesi
2. Kamu özel Hastaneleri projesi
Konuya çok yakın ilgi göstermeyen biri doğal olarak her iki projeyi aynı proje ya da birbirinin devamı zannediyor. Alakası yok!
Birincisi Medical Health Care projesinde tanımlanan City Hospitaller yani bizde de "Kent Hastaneleri" projesi. Devlet hastanelerinin kötü çağırışımları olmasın diye böyle söyleniyor ki yeni-dönüşüm tanımlamalarına uygun olsun. Bunlar hemen her ilde yapılan devasa müteahitlik işleri. Çoğu, personel ve donanım eksikliği nedeniyle senelerce gecikmeli hizmete başladılar. Randevu sistemi ile kuyruklar evlere taşındı. Ambulans, helikopter ambulans, bilgisayar ağları, merkezi yönetim vs vs insanlara çok farklı, dehşetli bir sağlık gösterisi yapıldı, yapılıyor. Ama, sağlık ocakları, ana çocuk sağlığı merkezleri gibi toplum hekimliği örgütlenmesi yok oldu! Örneğin kuş gribi gibi basit bir epidemide, sağlık bakanı aşı olmayanı mahkemeye veririm derken başbakan, cumhurbaşkanı banane, ben olmam (ki ikisi de en yüksek risk grubundaydılar) çocuklarımıza da yaptırmayız dediler! Yani birinci proje eski tas, eski hamam..
İkincisi için ise ballı börek desek yeridir. Devlet-hükümet 25 (İstanbul iki yani 27) adet bölgede ki bu aynı zamanda siyasi bir bölgelendirmeye- eyalet sistemine alt yapı hazırlığıdır, Sağlık Kampüsleri yapıyor. Yapıyor derken, Hastaneleri yapıyor, içine hekim ve yardımcı sağlık personeli ve tüm donanımı koyuyor ve 25 yıllığına kiralamak üzere ihaleye çıkıyor. Bu hastanelerde öyle genel sağlık sigortası filan yok. Nakit para geçiyor. Dünya bankasının, Cash on the table tabiriyle çalışıyor.
İşte sayın başbakanımız takıldıkça şikayet ettiği mahkeme konuları aslında birinci değil ikinci projeye ait. ama o, birinci projeymiş gibi şikayetçi oluyor. Yani, bu ikinci proje yap işlet devretin tam tersi! Doğal olarak mahkemeler de olmaz diyorlar. Kamunun yani sizin bizim ödediğimiz paralar özel sektöre altın tepside sunuluyor.
Ha, olmaz öyle şey, şartı şurtu vardır bunun derseniz, elbette var; ihaleye girebilme şartı, 200 yataklı hastane yönetmiş olmak.
İşte günümüzde zincir hastane kurmanın en önemli gereklerinden biri bu; 200 yataklı özel hastanemiz olmadığı için 200 yatak idare etmenin yolu, 50 yataklı 4 hastane sahibi olmak. Zira öyle bir ballı börek ki bu ihaleleri kaçırmak aslında diğerleri için yok olmak demek! Bunu sakın unutmayın. Mevcut özel hastanelerin Kamu özel Hastaneler projesi sonrası yaşam şansları yok.
Son olarak, bu ihalelerin cazip olmaları için (eş dosta ayıp olmasın) Dünya Bankası bize dedi ki, uzman hekim ayda 3000 USD, pratisyen hekim ayda 1500 USD den fazla almayacak. Bu nedenle hekimlerin "değersizleştirilmeleri" gerekiyor.
Bunun birinci yöntemi her fırsatta eskiyi hatırlatıp hekimleri şikayet etmek, hatta hakaret etmek, darp etmek. Edilmelerini özendirmek.
İkinci yöntem arz-talep ilişkisi nedeniyle parasal olarak değerli olan hekimleri, tam gün yasası, muayenehanelerin kapatılması gibi seçeneklerinin ortadan kaldırılması ve devletin zorunlu kıldığı şartlar ve yerlerde çalışmaya mecbur edilmesi. Böylece rölatif olarak hekim fazlalığı yaratılarak ucuzlatılması yöntemi. Olur mu, olur. BVakın nasıl oluyor:
Bu ucuzlatma şöyle gerçekleşiyor. Diyelim ülkemizde 2000 Kardiyolog gerek. Ama ülkemizde 1300 Kardiyolog var. E bu adamlar bulunması zor adamlar, değerliler değil mi. O zaman "ben kadro vermezsem çalışamazsın" kuralı çalışıyor. Buna özel hastaneler de dahil. 1300 hekim için 1000kadro ilan ediliyor. 2000 hekim ihtiyacı varken 1300 hekimin 300 ü işsiz! Böylece ücretler düşürülüyor.
Dünya bankası bu nedenle "Dünya" ünvanına sahip.
-
Abi o sebeple ufak bir kısmını demiştim :D
-
Uzmanlık sınavı için deneme sınavından çıktım bugün, tam dersaneden çıkacaktım ki üst katlardan ( kpss vb sınavlar için eğitim veren başka bir dersanenin olduğu katlar) bir hoca koşarak geldi. Aranızda doktor var mı? Bir öğrenci fenalaştı falan diye. Gittik müdahalemizi yaptık, önemli bir sıkıntı yoktu neyse ki. Aceleyle ve dalgın vaziyette oradan ayrılırken , o görevliden "bayramınız kutlu olsun hocam" cümlesini duydum ama pek anlamadım neyin nesi diye. Sonradan düştü jeton. Tabi ya, Bugün Tıp Bayramı. Bayram?... Ben bu bayramımı nasıl geçirdim-geçiriyorum diye düşündüm kendi kendime. Birkaç ay önce acil serviste darp edilmiş ve mahkemelik olmuş bir doktor olarak mahkeme işleri, ayrıca hakkımda açılan idari soruşturma için savunma işlemleri, hiçbir soruna kalıcı çözüm olmayacak uzmanlık sınavı çabaları..
Hadi bunlar benim bireysel sorunlarım dedim. Ne olacak bu ülkenin sağlık sisteminin hali? Ne olacak herşeyden bihaber vatandaşımın hali? İstifalı doktor olarak ben şu an sigortasızım, muayene olacak olursam sıkıntı yaşıyorum, vatandaş ne yapsın? (Evet GSS için birtakım işlemler yaptırıp belli bir ödeme karşılığında sigortam olacak ama şu an hiç zamanım yok malesef o işlere)
Ben veya bir yakınım ameliyat olacağında hangi hastaneye gideyim , kime gideyim, hangi hastane hangi doktor performans sistemine göğüs gerip (ki yukarda Atalay ağabeyin bahsettikleri çerçevesinde gerçekten yürek işi göğüs germek - bugün göğüs geren yarın kapı dışı ediliyor "Sen misin bizim hastaneyi "zarara sokan / daha az kar ettiren" ha! diyerek-) "duygusal" sebepleri düşünmeden bana (veya yakınıma) sadece gerekli tahlilleri ve müdahaleleri yapacak ?
10 sene sonra, kendi ulaşamadığım yakınlarımı hangi doktora emanet edeceğim. Abuk subuk anlamsız yerlerde açılan ve "hocasız" eğitim verilen tıp fakülteleri , varolan fakültelerin kontenjanını , amfilere , hastanede eğitim verilen servislere sığmayacak şekilde arttırmalar ( Mezun olduğum üniversitede 120 kişi kıl payı sığıyorduk amfiye, şu an sanırım kontenjanı 150-200'e dayadılar ama amfide - binada kapasite arttırmaya yönelik bir değişiklik yok.Geçenlerde bir fotoğraf gördüm ayakta dinliyorlardı dersi, amfinin merdivenlerinde vs... Hastanede biz görece az sayıda olduğumuz halde hasta başı eğitimlerde kalabalıktan ötürü verimli eğitim alamıyorduk, şu an gençler çok daha fena durumda, hastayı muayene etmeyi bırak, uzaktan bile göremeden o hasta başı eğitimi tamamlıyorlar) Bu arkadaşlar birkaç yıl sonra doktor olarak "piyasa sürülecek". Biraz kaba bir tabir oldu belki ama gerçek böyle. Vasıfsız doktor kitlesi geliyor önümüzdeki yıllarda ciddi ölçüde.
Elbette vasıflı olan, son derece idealist olanlar da olacak. Ama onlarıda bu "performans" saçmalığı ve haksız malpraktis uygulamaları yıldıracak. Yıldırıyorda. Kaç cerrah arkadaşım, abim, şu an ameliyat yapmayı bıraktım "Yapamıyorum, beceremiyorum" diyerek kendimi garanti altına alıyorum diyor. Hastalar o hastane senin bu hastane benim dolanıp duruyor. Tanı belli , tedavi belli ama yapacak adam yok. Yaparsa, doğal bir komplikasyon gelişse bile kanunen suçlu olacak ve kendisinin ve ailesinin hayatı kararacak.
Bir doktor olarak korkuyorum, bu gidişle bir 10-15 yıl sonra ameliyat yapan cerrah kalmayacak. Uzaktaki akrabalarım, ailem bir meslektaşıma muayene olduğunda içimde hep bir şüphe olacak. Acaba o doktorun bilgisi ve tecrübesi yeterlimiydi. Yetenekli olabilir ama iyi bir eğitim alabildi mi? "Hocasız" tıp fakültelerinden mi mezun acaba vs...
Umarım yanılırım diyebiliyorum şu an sadece. Kusura bakmayın başınızı ağrıttıysam. Bu forum ve bu başlık aracılığı ile , özellikle sağlık camiasına uzak olan, ne olup bittiğinden haberi ol(a)mayan fotoğraf meraklılarını biraz bilgilendirmek istedim.
Doktoruyla, teknisyeniyle, hemşiresi, acil tıp teknisyeni ve hizmetlisiyle ve bu emekçilerin herşeye rağmen, bıkmadan usanmadan aşkla ve şevkle hizmet etmeye çalıştığı halkıyla hepimizin tıp bayramı kutlu olsun :)
---
Ekleme: İmla hataları ve anlatım bozukluklarının bol olduğu ve birazda uzun bir yazı olmuş, düzeltecek zamanım da yok şu an kusuruma bakmayınız..
-
Sevgili Aykut, karşılaşmadık ama severek okuduğum paramedikal yazılarından anladığım kadarıyla dünyaya bakışımız, paralel.
Sağlık politikaları konusunda görünürde çok umutlu olmak için bir neden yok. Bu parlamentoda hiç bir partide yok. Sadece aynı politikaları ben daha iyi uygularım söylemi var. O nedenle hangi meslek erbabına sorsak mevcut durumda karamsar söylemler dinleriz diye düşünüyorum.
Hekimliğin diğer mesleklerden temel farkı, yazılı olan ve ihlalinde yaptırımı olan yasalar gibi, ahlak kuralları dediğimiz kuralların hekimler için yasa olması durumu! Yani hekimler meslek yasası gereği ahlaklı olmak zorunda. Çağlar boyu hep böyleydi, tüm zorlamalara rağmen de böyle olmaya devam edecek.
Ben gördüm, sen de çok iktidar, çok bakan, çok sağlık politikası göreceksin. Kötüler hep kaybettiker!
Bugün yeniden seçme şansım olsa gene hekim olurdum. Zira meslek denen kavramı bir amaç değil araç olarak görüyorum; Yaşam kalitemi belirleyecek bir amaç. Hem maddi ama hem de manevi olarak. Başka hiç bir meslekte bu kadar manevi tatmin yaşamazdım diye düşünüyorum.
sevgilerimle tıp bayramını kutluyorum.
-
Kutlu olsun; Mete Bey çok aydınlatıcı olmuş çoğu kimse bilmez
-
Ben de doktorum. Daha anlamlı bulduğum için hepimizin "pi" günü kutlu olsun diyorum.