Osmaniye de bir yıla yakın çalıştım. O dönem ilk DSLR makinem, D80, üzerinde de kit lens 18-105 vardı. Osmaniye içinde İstasyon hem binasıyla hem hat yoğunluğuyla iyi malzeme veriyordu; geceleri de yeterli aydınlatma var. Uzun pozlama ile olağanüstü efektler almıştım. Yeni yapılan vilayet-emniyet külliyesi de modern mimari çekim için hoş. Eski Osmaniye evlerini çekeyim diye dolaşmak nafile oldu. Hem restore edilmiş yapı göremedim hem de direk, tel, tabela kirliliği engel oldu. Çarşı içindeki saat kulesi için bile 18 mm yetersiz kalmıştı diye hatırlıyorum. Ancak Osmaniye çevresi fotoğraf için cennet. Aslantaş bir yanda, D-400 üzerinde Ayran tarafı tüneller, viyadükler diğer tarafta,Dörtyol-İskenderun, özellikle de gün batımı, Antakya ve çevresi tam bir hazine.
Osmaniye'nin bir avantajı her yere yakın olması. Urfa'dan, mersin Erdemliye, Pozantı'dan Antakya ya her yer otoyolla ulaşmak mümkün. Motosiklet kullandığım için hep otoyol dışındaki yolları tercih etmeye çalıştım ve muhtemelen herkesten çok yer görme fırsatım oldu. En az dört beş defa Urfa'ya gitmişliğim var. Gaziantep te Halil ustayı tavaf etmek haftalık ritüellerdendi. Gaziantep, yeni müzesi için bile mutlaka gidilecek görülecek bir yer.
İyi ki gitmişim, görmüşüm, yaşamışım dediğim, ama bir daha gidersem yememe içmeme dikkat etmem gereken dediğim yerler. Bir senede iki beden büyüdüm!