Vizör konusundaki alışkanlığını anlıyorum. Büyük vizör ve rahat bakmak kadar güzel bir duygu yok. Zamanında Tahir'in elindeki d700 ü kaptığımda biliyordum vizör performansını. En çok sevdiğim özelliği o olmuştu makinelerin.
Bir de fotoğrafa başlarken aldığım fuji dslr like makinenin lcd ekranının kırılması beni vizöre yöneltti diyebilirim. Demek ki varmış bir hayır kırılmasında ki o vizörden bakmadan edemiyorum. Elime aldığım ve vizörü olmayan kompaktları gözüme dayar oldum. Hani inanmayabilirsin ama gerçekten yaptım ve kendime geldiğimde yüzüm kırmızı olmuştu.
Ben sana demiyorum ki git en büyük vizörlüyü al diye. Birkaç saat önce hassleblad vizöründen bakıyordum da lcd halt yemiş diyorum.
Kendine sorduğun sorularda bir yardım istemişsin ama bu soruların cevaplarını kendin bulmalısın. Çünkü herkesin kendisine söylediği cevap başka. Biz ne desek anlamsız kalabilir.
Filmli makineye oldukça fazla önem göster. Onsuz olmuyor malesef. Bir bilgisayardan dijitallere bakıyorum ehh diyorum; bir de ışıklı masanın üzerine dia filmleri koyuyorum ve ağzım açık kalıyor. Film benim için başka anlamlar taşıyor. Biliyorum ki senin için de öyle.
Dijitalde kullanabileceğin ve alabileceğin pek bir makine yok SLR olarak. Ben olsam, fotoğrafa ilk başladığımda tek hayalim olan, 5d ile mutlu olurdum.
Zor bir durum ama empati kurarak son sözlemi söyleyeyim.
5d alırdım
üstüne m42 adaptör ile birlikte bir genişaçı ve bir de aldığın 85 i takardım.
elde ve çantada her zaman bir tane analog ve birkaç film dururdu.
Sonraları yönelmek istediğim fotoğraf alanına doğru ekipmanı ışık sistemiyle kuşatır oturduğum evin çatı katına kocaman bir masa(çekim masası) ayrıca portreler için büyük beyaz fon, Makrolar için de şöyle fazla abartı olmayan still life çekebileceğim bir lens alırdım. 100L yeterdi herhalde.
Şimdilik bu kadar. Görüşürsek birşeyleri satın almadan önce ben sana anlatırım.![]()


14Likes
LinkBack URL
About LinkBacks









Alıntı ile Cevapla